Yoga Benim Hayatıma
koşturmalı bir hayatın içinde durup “Ben neden bu kadar acele ediyorum?” diye sormaya başladığım bir zamanda girdi.
Resim yapıyor, hobi çalışmalarıyla kendimi ifade ediyordum ama en sevdiğim şeyleri bile fark etmeden hızlandırıyordum. Üretiyordum, doluydum ama duramıyordum.
Derse giderken çok çekinmiştim. Aslında bedenimle barışık, onu dinlemeyi seven biriydim ama yine de bilmediğim bir alanın eşiğinde duruyordum.
Dersten çıktığımda ise içimden sadece tek bir şey geçti: “Vayyy…”
O sakinlik…
Nefeste kalabilmek…
Odanın sessizliği…
Ve ilk kez bir şey yapmaya çalışmadan sadece bedenimde kalmanın hazzı.
Yoga bana yeni bir beden öğretmedi.
Bana zaten bildiğim ama unuttuğum bir şeyi hatırlattı:
Yavaşlayınca derinleştiğimi.
Matın üzerinde fark ettim ki yavaşlamak vazgeçmek değilmiş.
Aksine, kendimle daha net, daha dürüst bir buluşmaymış.
Yoga bana esnemeyi değil, dinlemeyi öğretti.
Zorlanırken kaçmamayı, nefesle kalabilmeyi ve her anın aynı hızda yaşanmak zorunda olmadığını…
Bugün yoga benim için bir egzersiz değil;
Koşturmanın ortasında kendime dönebildiğim bir alan.
Yoga hayatımı tamamen değiştirmedi belki, ama hayatın içinde nasıl durduğumu kökten değiştirdi.

